Translate

26 Mart 2015 Perşembe

Türk Dünyasının Sesi: Bahtiyar Vahabzade

Bir gün daha sona eriyordu. Akşamüstü Bakü’nün Hırdalan kasabası Ceyran Batan su ambarı (barajı) kıyısında yer alan Qafqaz Üniversitesindeki odamın penceresinden güneşin batışını seyrediyorum. Akşamın bu vaktinde barajın sakin dalgalarıyla güneşin cılız ışıkları birleşince doyumsuz güzellikte bir manzara ortaya çıkmıştı. Herkesin evinin yolunu tuttuğu bu saatlerinde koskoca bina bir anda sessizliğe bürünüverdi. Koridordan ara sıra gelen ayak seslerinden eser kalmamıştı. Bilgisayarın tuşlarına dokunduğumda çıkan sesle duvardaki saatin çıkardığı «tik taklar» birleşince odadaki sessizlik aralanıyordu.
Çalışmaya yoğunlaştım anlarda okyanusun ötesinden, Amerika’dan, bir arkadaşın msn’ye gönderdiği ileti ile birden irkiliverdim. Çok uzaklardan gelen mesajdaki «Başınız sağ olsun» ibaresi bir anda beynimde şimşek gibi çaktı. İkinci cümlede Bahtiyar Vahabzade’nin vefat haberi yer alıyordu. Bir anda, hiçbir şey yapmadan, gönderilen mesaja birkaç kez baktım. Evet, Bahtiyar Vahabzade vefat etmişti. Haberi bize ileten arkadaş Vahabzade’nin vefatını Zaman gazetesinden öğrenmişti. Zaman gazetesinin sayfasına baktığımda son dakika haberi olarak şairin vefatı yer alıyordu.
Bu durumu Rektörümüz Prof. Dr.Ahmet SANİÇ Bey’e haber vermek için telefona sarıldım. Kendisine ulaştığımda bizden önce şairin vefatından haberdar olduğunu öğrendim. Rektörümüz, Vahabzade vefat etmeden üç saat önce, kendilerini ziyaret etmek istediklerini bildirmek için evlerini aramışlar. Son zamanlarda rahatsızlığından dolayı ziyaretçi kabul edemeyen aile, Rektör Bey’in talebini şaire iletmiş. Bahtiyar Vahabzade rahatsız olmasına rağmen rektörümüzün kendilerini aradığını öğrendiklerinde «Türkler buraya kadar gelecekler, bizi ziyaret etmek isteyecekler, onları geri çevirmek hoş olmaz.» der ve misafirleri evine çağırır.
Rektörümüz kendilerini ziyaret ettiklerinde şair, oturmakta dahi güçlük çekmektedir. Bir tarafında hanımı diğer tarafında torunlarından birisinin yardımıyla misafirlerini kabul eder. Ölümüne üç saat kalmıştır. Belki hiç kimsenin aklına birkaç saat sonra Vahabzade’nin vefat edeceği gelmez. Bu anlarda dahi şair Türk dünyasının problemleriyle meşguldür. Türk dünyasının ne zaman sıkıntılarından kurtulacağını, bu coğrafyada oynanan oyunların daha ne kadar süreceğini sorar ve gözyaşlarına hâkim olamaz.
Vahabzade, Azerbaycan’ın yetiştirmiş olduğu en büyük şairlerden birisidir. Vahabzade ismini duyan birçok Türk aydını, ilk önce, onun en mümeyyiz vasfı olan şairliğini haklı olarak hatırlar. Oysaki Vahabzade güçlü bir şair olması yanında, geçmiş ve geleceğin izdivacını akıl ve tefekkür yoluyla gerçekleştiren bir fikir adamı, dünyada olup biten hadiselere bigane kalmayan, bu olayları isabetli analiz eden hatırı sayılır bir entelektüel, aynı zamanda ülkesinde, Türkiye’de, Türk dünyasında, kısaca İslam âleminde, cereyan eden hadisleri çok yakından takip eden, güzellikler karşısında sevinen, menfi hadiseler karşısında ıstırap çeken bir çile adamıdır.
Yaklaşık bir asra yakın ömür süren Vahabzade’nin hayatına bakıldığında birbirinden farklı üç dönemin izleri görmek mümkündür. Çocukluk yılları, Sovyetlerin Azerbaycan’da hâkimiyet kurmak için vermiş olduğu mücadelelerin en kesif olduğu döneme denk gelir. Doğup büyüdüğü şehir Şeki’de yönetime isyan eden binlerce insan Sovyet askerleriyle mücadele eder. Şairin çocukluk yıllarında gerçekleşen olaylar, 1945 yılına kadar devam eder. O, hadiseleri çocuk merakı ve hissiyle anlamaya çalışır, olup bitenlerin ne anlama geldiğini daha sonraki dönemlerde daha iyi anlayacaktır. İkinci dönem ise, şairin güzel eserlerin altına imza attığı, dünyada olup bitenleri idrak ettiği bir dönemdir. Bu dönemde Sovyet ideolojisini tenkid etmeye başlar. Bahsedilen devir şairin bitmez tükenmez mücadeleler verdiği yıllardır. Sovyetler Birliği döneminde o, kırk ikindi yağmurlarını hatırlatan bir çizgide hayatını idâme ettirmek zorunda kalır. Bazen yüzü güler, bazen düşüncelidir, bazen de yazdığı bir eserden dolayı ölümle burun buruna gelir. Üçüncü dönem ise, şairin olgunluk devri diyebileceğimiz, yeniden yapılanmanın Sovyetleri darmadağın ettiği, diğer cumhuriyetler gibi Azerbaycan’ın da bağımsızlığına kavuştuğu yıllardır. Ne yazık ki şairin bu dönemde de yüzü gülmez. Bağımsızlığın eşiğinde bu defa genç cumhuriyet kendisini savaşın içinde bulur. Bu dönemde Azerbaycan halkı Karabağ için mücadele verir. Karabağ savaşında binlerce insan şehit olurken, yüz binlerce Karabağlı mülteci durumuna düşer. Ülke topraklarının yüzde yirmisi işgale uğramıştır. Bahsedilen üç dönemi de çok yakından gören şair, ülkesinde oynanan oyunlara bigane kalamaz. Dile getirdiğimiz dönemlerde cereyan eden hadiselerin hülasası onun eserlerinde gizlidir. Bazı mısralarında şair, 1930’lu yıllarda okul yıllarını hatırlayıp çocukken yaşadığı güzel günlerin özlemini çeker. Bazı dizelerde II. Dünya Savaşına katılan bir askerin çektiği sıkıntıları, kendisi savaşa katılmış gibi anlatır. Bazı şiirlerinde, baskı ve şiddetin en yoğun olduğu döneminde, kafese hapsedilmiş bir kuş misali, azatlık günlerinin özlemini dile getirir. Bazı eserlerinde de o, bir entelektüel olarak, Karabağ’ın elden çıkmasının sebeplerini sorgular, Karabağlıların derdine ortak olur. Şairin fikirleri sadece mısralarda kalmamıştır elbette. O, sözünün ve fiilinin uygun düştüğünü, Rus askerlerinin Bakü’ye ayak bastığı tarihte «20 Yanvar Meydanı»'nda gösterir. O gün halkıyla birlikte Rus tanklarının karşısında korkusuzca çıkar. Rus generale haksız olduklarını, ülkelerini işgal etmeye izin vermeyeceklerini yüzüne karşı haykırır.
Vahabzade’nin eserlerinin özünde insan vardır, Azerbaycan halkı vardır. Şiirlerinde, tiyatrolarında, hikâyelerin de ve piyeslerinde ele alınan konular halkın hislerinin tercümanıdır. Bundan dolayı da eserleri Sovyetler Birliği döneminden beri elden düşmez. Yeni kitapları dört gözle beklenir. Sovyet döneminde ele aldığı konular ideolojinin hoşuna gitmese de o korkusuzca fikirlerini dile getirir. Sözü edilen devirde eserleri sürekli incelenir, bazı eserlerinden dolayı sorguya çekilir. Sovyet ideolojisiyle fikirleri örtüşmediği için üniversitesindeki görevinden dahi uzaklaştırılır. Bu süreçten sonra o fikirlerini dolaylı yollarla anlatmak zorunda kalır. Azerbaycan halkı onun satır aralarında neden bahsettiğini çok iyi bilir. Aslında ideolojiye olan düşmanlığını idare de bilmektedir; fakat eserlerinde ele aldığı olaylar başka başka ülkelerde cereyan ettiği için, yönetim çok istemesine rağmen, kendisini tutuklayamaz.
Vahabzade gibi tarihi bir şahsiyetin bu çaptaki bir eserde her yönüyle anlatılamayacağı bir gerçektir. Bu çalışmada, eserlerinde dokunulan can alıcı noktalara temas edildi. Bugüne kadar ortaya koyduğu çalışmalardan derlemeler yapıldı. Küçükken babamla birlikte zahire pazarına giderdik, tüccarlar römorktaki buğdaya bakarlar, üsteki buğdayın görüntüsüyle yetinmezlerdi. Ellerine aldıkları bir demir ya da plastik boru ile römorkun dibine kadar daldırırlar, içi buğday dolu boruyu bir kaba boşaltırlardı. Böylece römorkun içerisinde olan buğdayın tamamı hakkında bir kanaate varırlardı. Bu eserde, zahire pazarındaki bir tüccar misali, şairin eserlerinden örnekler seçmek suretiyle Vahabzade’nin hissiyatı, fikirleri, eserlerinde ele aldığı konular, vermiş olduğu mücadele aksettirilmeye çalışıldı. Kendilerine bu çalışma hakkında bilgi verdiğimizde memnuniyetini izhar eden şair, eserin kısa sürede hazırlanmasını arzu ettiğini dile getirmişti. Ne yazık ki eseri görmeye Vahabzade’nin ömrü vefa etmedi.

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder