Bir gün daha sona eriyordu.
Akşamüstü Bakü’nün Hırdalan kasabası Ceyran Batan su ambarı (barajı) kıyısında yer
alan Qafqaz Üniversitesindeki odamın penceresinden güneşin batışını
seyrediyorum. Akşamın bu vaktinde barajın sakin dalgalarıyla güneşin cılız ışıkları
birleşince doyumsuz güzellikte bir manzara ortaya çıkmıştı. Herkesin evinin
yolunu tuttuğu bu saatlerinde koskoca bina
bir anda sessizliğe bürünüverdi. Koridordan ara sıra gelen ayak seslerinden
eser kalmamıştı. Bilgisayarın tuşlarına dokunduğumda çıkan sesle duvardaki saatin
çıkardığı «tik taklar» birleşince odadaki sessizlik aralanıyordu.
Çalışmaya yoğunlaştım anlarda
okyanusun ötesinden, Amerika’dan, bir arkadaşın msn’ye gönderdiği ileti ile
birden irkiliverdim. Çok uzaklardan gelen mesajdaki «Başınız sağ olsun» ibaresi
bir anda beynimde şimşek gibi çaktı. İkinci cümlede Bahtiyar Vahabzade’nin
vefat haberi yer alıyordu. Bir anda, hiçbir şey yapmadan, gönderilen mesaja
birkaç kez baktım. Evet, Bahtiyar Vahabzade vefat etmişti. Haberi bize ileten
arkadaş Vahabzade’nin vefatını Zaman gazetesinden öğrenmişti. Zaman gazetesinin
sayfasına baktığımda son dakika haberi olarak şairin vefatı yer alıyordu.
Bu durumu Rektörümüz Prof.
Dr.Ahmet SANİÇ Bey’e haber vermek için telefona sarıldım. Kendisine ulaştığımda
bizden önce şairin vefatından haberdar olduğunu öğrendim. Rektörümüz, Vahabzade
vefat etmeden üç saat önce, kendilerini ziyaret etmek istediklerini bildirmek için
evlerini aramışlar. Son zamanlarda rahatsızlığından dolayı ziyaretçi kabul
edemeyen aile, Rektör Bey’in talebini şaire iletmiş. Bahtiyar Vahabzade
rahatsız olmasına rağmen rektörümüzün kendilerini aradığını öğrendiklerinde «Türkler
buraya kadar gelecekler, bizi ziyaret etmek isteyecekler, onları geri çevirmek
hoş olmaz.» der ve misafirleri evine çağırır.
Rektörümüz kendilerini ziyaret ettiklerinde şair, oturmakta dahi
güçlük çekmektedir. Bir tarafında hanımı diğer tarafında torunlarından
birisinin yardımıyla misafirlerini kabul eder. Ölümüne üç saat kalmıştır. Belki
hiç kimsenin aklına birkaç saat sonra Vahabzade’nin vefat edeceği gelmez. Bu
anlarda dahi şair Türk dünyasının problemleriyle meşguldür. Türk dünyasının ne
zaman sıkıntılarından kurtulacağını, bu coğrafyada oynanan oyunların daha ne
kadar süreceğini sorar ve gözyaşlarına hâkim olamaz.
Vahabzade, Azerbaycan’ın
yetiştirmiş olduğu en büyük şairlerden birisidir. Vahabzade ismini duyan birçok
Türk aydını, ilk önce, onun en mümeyyiz vasfı olan şairliğini haklı olarak
hatırlar. Oysaki Vahabzade güçlü bir şair olması yanında, geçmiş ve geleceğin
izdivacını akıl ve tefekkür yoluyla gerçekleştiren bir fikir adamı, dünyada olup
biten hadiselere bigane kalmayan, bu olayları isabetli analiz eden hatırı
sayılır bir entelektüel, aynı zamanda ülkesinde, Türkiye’de, Türk dünyasında,
kısaca İslam âleminde, cereyan eden hadisleri çok yakından takip eden,
güzellikler karşısında sevinen, menfi hadiseler karşısında ıstırap çeken bir
çile adamıdır.
Yaklaşık bir asra yakın ömür süren
Vahabzade’nin hayatına bakıldığında birbirinden farklı üç dönemin izleri görmek
mümkündür. Çocukluk yılları, Sovyetlerin Azerbaycan’da hâkimiyet kurmak için
vermiş olduğu mücadelelerin en kesif olduğu döneme denk gelir. Doğup büyüdüğü
şehir Şeki’de yönetime isyan eden binlerce insan Sovyet askerleriyle mücadele
eder. Şairin çocukluk yıllarında gerçekleşen olaylar, 1945 yılına kadar devam eder.
O, hadiseleri çocuk merakı ve hissiyle anlamaya çalışır, olup bitenlerin ne
anlama geldiğini daha sonraki dönemlerde daha iyi anlayacaktır. İkinci dönem
ise, şairin güzel eserlerin altına imza attığı, dünyada olup bitenleri idrak ettiği bir dönemdir. Bu dönemde
Sovyet ideolojisini tenkid etmeye başlar. Bahsedilen devir şairin bitmez
tükenmez mücadeleler verdiği yıllardır. Sovyetler Birliği döneminde o, kırk
ikindi yağmurlarını hatırlatan bir çizgide hayatını idâme ettirmek zorunda
kalır. Bazen yüzü güler, bazen düşüncelidir, bazen de yazdığı bir eserden
dolayı ölümle burun buruna gelir. Üçüncü dönem ise, şairin olgunluk devri
diyebileceğimiz, yeniden yapılanmanın Sovyetleri darmadağın ettiği, diğer cumhuriyetler gibi
Azerbaycan’ın da bağımsızlığına kavuştuğu yıllardır. Ne yazık ki şairin bu
dönemde de yüzü gülmez. Bağımsızlığın eşiğinde bu defa genç cumhuriyet
kendisini savaşın içinde bulur. Bu dönemde Azerbaycan halkı Karabağ için
mücadele verir. Karabağ savaşında binlerce insan şehit olurken, yüz binlerce
Karabağlı mülteci durumuna düşer. Ülke topraklarının yüzde yirmisi işgale
uğramıştır. Bahsedilen üç dönemi de çok yakından gören şair, ülkesinde oynanan
oyunlara bigane kalamaz. Dile getirdiğimiz dönemlerde cereyan eden hadiselerin
hülasası onun eserlerinde gizlidir. Bazı mısralarında şair, 1930’lu yıllarda okul
yıllarını hatırlayıp çocukken yaşadığı güzel günlerin özlemini çeker. Bazı
dizelerde II. Dünya Savaşına katılan bir askerin çektiği sıkıntıları, kendisi
savaşa katılmış gibi anlatır. Bazı şiirlerinde, baskı ve şiddetin en yoğun
olduğu döneminde, kafese hapsedilmiş bir kuş misali, azatlık günlerinin
özlemini dile getirir. Bazı eserlerinde de o, bir entelektüel olarak,
Karabağ’ın elden çıkmasının sebeplerini sorgular, Karabağlıların derdine ortak
olur. Şairin fikirleri sadece mısralarda kalmamıştır elbette. O, sözünün ve fiilinin uygun
düştüğünü, Rus askerlerinin Bakü’ye ayak bastığı tarihte «20 Yanvar Meydanı»'nda
gösterir. O gün halkıyla birlikte Rus tanklarının karşısında korkusuzca çıkar.
Rus generale haksız olduklarını, ülkelerini işgal etmeye izin vermeyeceklerini
yüzüne karşı haykırır.
Vahabzade’nin eserlerinin özünde
insan vardır, Azerbaycan halkı vardır. Şiirlerinde, tiyatrolarında, hikâyelerin
de ve piyeslerinde ele alınan konular halkın hislerinin tercümanıdır. Bundan
dolayı da eserleri Sovyetler Birliği döneminden beri elden düşmez. Yeni
kitapları dört gözle beklenir. Sovyet döneminde ele aldığı konular ideolojinin hoşuna
gitmese de o korkusuzca fikirlerini dile getirir. Sözü edilen devirde eserleri
sürekli incelenir, bazı eserlerinden dolayı sorguya çekilir. Sovyet
ideolojisiyle fikirleri örtüşmediği için üniversitesindeki görevinden dahi
uzaklaştırılır. Bu süreçten sonra o fikirlerini dolaylı yollarla anlatmak zorunda
kalır. Azerbaycan halkı onun satır aralarında neden bahsettiğini çok iyi bilir. Aslında
ideolojiye olan düşmanlığını idare de bilmektedir; fakat eserlerinde ele aldığı
olaylar başka başka ülkelerde cereyan ettiği
için, yönetim çok istemesine rağmen, kendisini tutuklayamaz.
Vahabzade gibi tarihi bir
şahsiyetin bu çaptaki bir eserde her yönüyle anlatılamayacağı bir gerçektir. Bu
çalışmada, eserlerinde dokunulan can alıcı noktalara temas edildi. Bugüne kadar
ortaya koyduğu çalışmalardan derlemeler yapıldı. Küçükken babamla birlikte
zahire pazarına giderdik, tüccarlar römorktaki buğdaya bakarlar, üsteki
buğdayın görüntüsüyle yetinmezlerdi. Ellerine aldıkları bir demir ya da plastik
boru ile römorkun dibine kadar daldırırlar, içi buğday dolu boruyu bir kaba boşaltırlardı.
Böylece römorkun içerisinde olan buğdayın tamamı hakkında bir kanaate
varırlardı. Bu eserde, zahire pazarındaki bir tüccar misali, şairin
eserlerinden örnekler seçmek suretiyle Vahabzade’nin hissiyatı, fikirleri,
eserlerinde ele aldığı konular, vermiş olduğu mücadele aksettirilmeye çalışıldı.
Kendilerine bu çalışma hakkında bilgi verdiğimizde memnuniyetini izhar eden
şair, eserin kısa sürede hazırlanmasını arzu ettiğini
dile getirmişti. Ne yazık ki eseri görmeye Vahabzade’nin ömrü vefa etmedi.

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder