Translate

27 Mart 2015 Cuma

Azerbaycan Şiirinde Türkiye

      
    Jurnal Qafqaz of University, Dergisinde yayınlanmıştır. No:12, 2003

Sovyetler Birliği döneminde, demir perde, Azerbaycan ve Türkiye arasına aşılmaz bir set çekse  de dini , dili, milleti bir olan, tarihi bağlarla birbirine bağlanan iki kardeş ülke insanının kalplerine kilit vuramamıştır. O dönemde, Türkiye’den Azerbaycan’a giden insanlar hasretle karşılanmış, yıllardır birbirini göremeyen iki çok yakın dostun sevincine denk mutlulukların yaşandığına defalarca şâhit olunmuştur. Bu ayrılık döneminde Türkiye, bütün baskılara rağmen unutulmamış, bir gün bu hasretin sona ereceği birçok insanın ümidini süsleyen tatlı hayal olarak insanların kalbinde sürekli saklı kalmıştır. Halkın hissiyatına tercüman olan şairler, bu hasreti şiirleriyle dile getirmişler. Şiire, şaire büyük önem veren  Azerbaycan, yetiştirdiği şairlerle bu hasreti ölümsüzleştirmiştir.
Türkiye’ye olan özlemi, sevgisi en büyük olan şairlerden birisi, hiç şüphesiz, Bahtiyar Vahabzade’dir. Küçük yaşlarından itibaren Vahabzade’nin evinde devamlı Türkiye hakkında hikayeler  anlatılır. Bu hikayelerle büyüyen şair, ilk defa 1961 yılında Türkiye’ye gelir. Türkiye’ye yapmış olduğu bu seyahati Vahabzade şöyle anlatır: “Dedemin, babamın ve amcalarımın ağzından Türkiye hiç düzmezdi. Ben şimdi soyumdan gelen arzuların hayallerin ülkesi olan Türkiye’ye gidiyorum. Sabah erkenden kalkıp tıraş oldum. Otuz beş yıldır hasretini çektiğim, ismini zaman zaman andığımda bütün bedenimi titreten, koluma kuvvet, ayağıma takat, gözlerime ışık veren bir şehre, İstanbul’a, gidiyorum. Ümitgahım, önünde boyun eğdiğim, zorla elimden alınan adımın sahibi, namusumun, izzet ve şerefimin koruyucusu, gören gözüm, vuran kolum, düşünen beynim, yardımcım, dayanağım, bayrağım, kaybettiğim tarihim, geçmişim, ana dilim, şerefim hepsi sendedir.
Kamaranın penceresinden bakıyorum uzakta fener yanıp sönüyor. Allahım! İlk defa Türk ışığı görüyorum. O ışıkta benim arzularım yanıyor. Ey fener, sen sana tarih boyu düşman olan bir milletin gemisine yol gösteriyorsun. O geminin içinde sana can vermeye hazır birisi var.”
Türkiye’ye, kimlik kontrolünden sonra ayak basan Vahabzade’nin heyecanı devam eder. `Türkiye Cumhuriyeti` yazılı mühür şairi duygulandırır, “Ben sana kurban olayım, ey benim cumhuriyetim, ey benim benden uzak vatanım! Benim için yanan ve bana elini uzatamayan vatanım! İzin belgesinin üzerindeki mührü döne döne öpüyorum. Otuz beş yıldır vesikalarımın üzerinde Rus dilinde yazılı ifadeler vardı, ilk defa şimdi kendi dilimde yazılı bir ibare var kimliğimde. Ömründe sadece on saat benim kim olduğumu gösteren vesika ise ilk defa kendi dilimdeydi. Ben ancak şimdi ben oldum.”[i]....

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder