Translate

27 Mart 2015 Cuma

Azerbaycan'da Bir Türk Mezarı








(http://www.yagmurdergisi.com.tr/archives/konu/azerbaycanda-bir-turk-mezari)

Osmanlı Devleti, l.Dünya savaşında dört yıl boyunca, yedi cephede dönemin en güçlü devletleriyle savaşmak zorunda kalır. Ülkenin her bölgesinde bir cephe açılmışken, o tarihte, Azerbaycan’ın durumu farklı değildir.



Azerbaycan’ın; ilmî, iktisadî ve askeri bakımından ilerlemesi kasten engellenir. 1918 yılında Azerbaycan işgal edilir. Azerbaycan’ın birçok şehri ele geçirilir.1 Düşman işgalciler Şaumyan’ın idare ettiği hareket, tümüyle halka yönelmiştir. Bakü’de, Türklere karşı 18 Mart-1 Nisan 1918 tarihleri arasında korkunç boyutlara ulaşan katliam gerçekleştirirler. Bu katliamda 12.000 Azerbaycan Türkü şehit edilir. Baskı ve vahşetlerinden kurtulmak için Bakü’deki halkın yarısı şehri terk etmek zorunda kalır.2


İstanbul’a, Azerbaycan’ın çok zor durumda olduğuna dair haberler gelmeye başlar. Azerbaycan’ın durumu, çabuk hareket ettirmeyi gerektirir. Enver Paşa, üvey kardeşi Nuri Paşa’yı Kafkas İslam Ordusunu kurmak amacıyla Azerbaycan’a gönderir.3 Düşmanların yapmış oldukları vahşet akıl almaz hal almıştır. Halk çok zor günler geçirir. Onlar için tek ümit kaynağı Anadolu Türkleridir.4 Türk ordusu Azerbaycan’a geldiğinde halk yollara dökülür, orduyu coşkuyla karşılar. Gence’ye, 25 Mayıs 1918’de gelen Nuri Paşa, burada çalışmalarına başlar. Ordu hazırlıklarını tamamladıktan sonra Nuri Paşa komutasındaki birlikler, işgalcilerin eline geçen Salyan’ı, Ağsu’yu, Kürdemir’i, Şamahı’yı alır. Bakü hâlâ işgalcilerin elindedir. Bakü’ye hücum eden Türk ordusunun ilk harekatından kesin sonuç alınamaz. Zor durumda olan halk bu durumdan rahatsız olur. İşgal altında bulunan Bakü’de işkenceler had safhaya ulaşmıştır. Halk çaresizdir, insanların çaresizliğini gören Abdullah Saik, "Niçin Böyle Geciktin" başlıklı şiirinde halkın halet-i ruhiyesini şöyle anlatır:

Sensiz kalbim kırık, sönük, çiğnenmiş, hırpalanmış
Ömür şişem taşa değmiş, hayatım parçalanmış,
Kırık bir saz gibi sızlar kanlı, yorgun telleri.
Yıkılır da yakar bütün kaygı vurmuş elleri.

Şu vatanın öksüzleri, gelinleri, dulları,
Göz yaşıyla sulanmış hep geçtiğimiz yolları.
Yolunuzu beklemekten benizleri sararmış,
Hiç gelmedin. O şen gülen yürekleri gam almış.

Sen gelmezsen, dolumsanmış yürekler
Sen gelmezsen, harabeye dönen kalp âbâd olmaz.
Sen gelmezsen, güneş doğmaz, ümit gülüm açılmaz
Dudaklarım gülmez, sönük bahtıma nur saçılmaz.

Başkasını istemem de, Ey Türk, çabuk sen gel, sen
Beklemekten yoruldum, ah, işte geç kaldın neden?
Yollarına taş mı dizilmiş? Ya azgın kullar mı?
Bırakmıyor? Taş, demir ya, çelik olsa da onlar.

Yüreğinde şelaleden en metin, kızıl ateşle
Yak onları, erit, söndür, çiğne, boğ, ez, hırpala,
Hain alçak düşmanlara kol gücünü hep göster.
Aç yolları, çabuk gel ki kalbim seni pek ister. ..



Hiç yorum yok :

Yorum Gönder