Translate

27 Mart 2015 Cuma

Oku Tar, Oku Tar, Seni Kim Unudar


(Türk Edebiyatı, No: 430, 2009)

Tar Ustasını Ziyaret: 
                                   
            Bakü’de Temmuz sıcakları her geçen gün daha da artmaya başladı. Sıcaklarla birlikte mahallemizdeki hareketlik de önceki mevsimlere göre hissedilir derecede azaldı. Sokaklarda tek tük insanın görülmesi birçok ailenin, Bakü’nün bunaltıcı sıcaklardan sayfiyelere gittiğini gösteriyor. Tabii ki herkesin bir anda şehri boşaltması mümkün değil. Sıcaklara rağmen Bakü’de hayat devam ediyor.
            Yazlıklara gidemeyen, yazın da çalışmak zorunda kalanların yardımına meşhur Bakü rüzgârları yetişiyor. Üfül üfül esen rüzgârlar, bir nebze de olsa, sıcağın etkisini azaltıyor. Bakü ahalisinin hayatında rüzgârların ayrı bir yeri vardır. Bakü’nün ismi de rüzgârlarla ilgilidir. Bazı dilciler, bu güzel şehrin isminin şiddetli rüzgârlardan dolayı, rüzgârın dövdüğü anlamına gelen Farsça “bad-kuba” kelimesinden geldiğini söylüyor. Petrol kuyularının gece gündüz çalıştığı şehirde petrolün işlenmesi neticesinde çıkan kirli havayı şiddetli esen külekler “rüzgârlar” dağıtıyor. Bundan dolayı da şehrin sakinleri rüzgârı Allah tarafından verilmiş büyük bir nimet olarak görüyor.
            Üfül üfül esen rüzgârların şehrin bunaltıcı havasını dağıttığı anı değerlendirerek bir sanatkârı ziyaret etmek için yola çıkıyoruz. Ziyaret edeceğimiz şahıs tar ustası Penah Göyçe. Daha önce anlaştığımız gibi Bakü Saveti metrosu civarında bulunan tarihi binanın önünde buluşuyoruz. Bizi bu güzel binanın önünde Türkolog Prof. Dr. Minehanım Tekleli ve Penah Göyçe tebessümle karşılıyor. Penah Bey bizi içeriye buyur ediyor. Dar merdivenlerden Penah Bey’in eşliğinde dikkatli bir şekilde binanın bodrum katına iniyoruz. Kapı açıldığında karşımıza bir salon büyüklüğünde oda çıkıyor, burasının Penah Bey’in iş yeri olabileceğini düşünürken içeri açılan bir kapıya daha yöneliyor mihmandarımız. Bu defa tahta kapıdan sağa ve sola doğru uzanan loş bir dehlize giriyoruz. Penah Bey sola dönüyor, koridorun sonunda bulunan kapının önünde durup bizi bekliyor. Kapıyı açıp bizi iş yerine buyur ediyor. İçeri girer girmez merak hissiyle sağa sola bakmaya başlıyoruz. Dışarısına göre serin bir yer Penah Beyin atölyesi. Burasının sokağa açılan penceresinin olmadığını fark ediyoruz. Bodrum katındaki geniş ve uzun atölye gündüzleri de elektrikle aydınlatılıyor. Güneş almamasına rağmen tavanın yüksekliği ve yarım kubbe şeklindeki mimari yapı insana rahatlık hissi veriyor.
            İçeri girdiğimizde sağlı sollu duvarlarda asılı onlarca tar ve gitar dikkatimizi çekiyor. Tarların bir kısmı yapım aşamasında, birçoğu tamamlanmış kurumaya bırakılmış, bir kısmı ayarı yapıldıktan sonra sanatçılara teslim edilmek üzere hazır vaziyette tezgâhta bekliyor. Duvarda tarların ve gitarların arasında asılı duran Atatürk’ün resmi, Penah Bey’in Atatürk’e ve Türkiye’ye olan muhabbetini gösteriyor. Merak hissiyle etrafa göz atmaya devam ediyoruz. Bu arada bir duvardan duvara çekilmiş ipin üzerindeki kurumuş, kavrulmuş ve büzülmüş deri parçaları gözümüze ilişiyor. Penah Bey derilere dikkatli baktığımızı fark edince hemen araya giriyor. Biz sormadan bu deriler hakkında bilgi vermeye başlıyor: “Bunlar tara ses veren inek kalbinin derisidir, deyip ekliyor: Biz, kasaplardan inek kalbinin derisini dikkatli bir şekilde yüzmelerini istiyoruz. Onlar da her zaman bizim ricamızı göz önünde bulundurarak kestikleri ineklerin kalplerinin derilerini özenle yüzüp bizim için hazırlıyorlar. İnek kalbinin derisi çok dayanıklıdır. Yazın sıcaklarında ve kışın soğuklarında hassasiyetini kaybetmiyor.” Mesleğinde sürekli arayışlar içerisinde olan Penah Usta, plastik teli ve balık derisini de tarında kullanmış, fakat inek derisindeki ses kalitesini elde edememiş. En sonunda inek kalbinin derisinde karar kılmış...

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder