Translate

28 Mart 2015 Cumartesi

Bahar



Yine akşam oluyor gurbetin ufuklarında. Güneş, nazenin bir sevgili edasıyla terk ederken gurbet tepelerini, ince bir sızı kaplayıveriyor yüreğimi. Tüllenen bu yamaçlardan güneş, sanki içimden birşeyler söküp götüren gizli bir el gibi kayboluveriyor. Bu veda ile birlikte karanlık, perdesini hece hece gökyüzüne çekiyor.
Güneşin batışıyla birlikte geçen günlerimi hatırlıyorum bir bir. Günlerin, sanki, beni bir yere ulaştırmak istercesine birbirini kovalmasına takılıyor aklım, güneşin gurûbuyla, içim cız ederken, mazideki günlerimi düşünüp arkasından hayıflanıyorum.
Bütün benliğimle geçmişe dalıyorum. Memleketimi, memleketimin baharlarını, kışlarını, yazlarını, ırmaklarını, güllerini beynimdeki hayal ekranından izlerken, çocukluğum geliyor aklıma. Gözümün önünden ilkbaharın memleketimi ziyaret ettiği günler geçiyor bir bir. Karlar kalkıyor, kış mevsimi istenilmeyen bir ziyaretçi edasıyla uğurlanırken, yağmurlar bulut bulut ziyaret ediyor memleketimi. Arılar güneşin ilk şualarıyla merhaba derken yeni güne, çiçeklerin, arıların gelmesini bekleyen sevgililer gibi süzülmesine takılıyor hayallerim. Böceklerden karıncalara kadar, tabiatın daimi sakinleri, bir bestenin parçası olma neşvesiyle her tarafta aheng oluşturmuş baharı karşılıyor bu topraklarda.
 Toprak,  sanki derin bir nefes alırcasına, yerdeki son yağmur tanelerini de,  bir emanetçi edasıyla göğe uğurlarken,  ortalığı ayrı bir koku kaplıyor bu mevsimde. Her taraf ayrı bir güzellik sergiliyor, bu güzel misafir hatırına. Güneşin ışıkları yamaçlara vurmuş, buhar buhar yerdeki yağmurlardan kalan son katreler de uzaklaşırken topraktan hasretin türküsü göklere tütüyor. Koyun, kuzu sesleri yamaçlarda birbirine karışmış. Koyunundan kuzusuna, kelebeğinden kuşlarına kadar, bütün canlılar, yeni gelen bahar misafirine hoş-âmedî etmenin sevincini yaşarken, içimden gayriihtiyarî bir kıpırdanmanın kalbime vuran ritmini hissediyorum. Ağaçlar da bîgâne kalmıyor bu hoş misafirin gelişine. Onlar da tomurcuk tomurcuk çiçeklerini buket yapıp hoş geldin edasıyla karşılarken bu güzel mevsimi; güneyden akşam vakti yüzlere tebessüm eden rüzgâr, üfül üfül eserek içimizdeki mutluğuluğu ziyadeleştiriyor. Yeni açan yapraklar da karşılıksız kalmıyor, rüzgârın selamına. Onlar da aynı içtenlikle cevap veriyor, akşamın huzur ve güven telkin eden konuğuna.
Yaprakların sevinci ortalığa hafif bir fısıltı şeklinde yayılırken, kuşların orkestradaki yerini alması geçikmiyor bu güzel bahar akşamında. Hep bir ağızdan usta bir bir şefin yönetiminde, her taraf, adeta, büyük bir bestecinin bestesini terennüm etmenin mutluluğunu sergilerken koca meydanlarda, bu latif manzara insanların yüzlerinde ince bir tebessüm şeklinde tezahür ediyor bu diyarda. Hele gece olup, ortalıkta, çocuk seslerinin, koyun, kuzu seslerinin dindiği bir vakitte, tabiatın sessizliğinde çekirgelerin koroyu devralması yok mu? Bu ses de ayrı bir renk katıverir yurdumun bu güzel köşesine...
Hava ılık, ortalık alabildiğine sessiz, gökte ay gülümsemekte. Ağaçlar, otlar nazlı nazlı sallanırken bu bezmde, çekirge sesleri ateş böcekleri bir başka güzellik katmak için yerini alıyor bu tabloda. Ay, ışığını çömertçe lutfederken yeryüzüne, yıldızlar taa uzaklardan hafifçe bir göz kırpıverir bu diyarın sakinlerine.
Sabaha kadar öten börtü böcek gecenin geçmesine, adeta, üzülür gibi name name yakar türkülerini. Sabah ayrı bir güzel olur baharda memleketim. Seherin ilk demlerinde, güneş tabiata tebesümlerini göndermeden evvel, serin bir hava hafiften yüzünüze bir buse kondururken, içinize çektiğiniz havayı bütün varlığınızla hisseder, ayrı bir mutluluğun vücudunuzu kapladığına bu mevsimin her sabahında defalarca şahid olursunuz.
Tabiatın bağrında size sunulan bu güzelliklerle güne başlarken, her şeyi hoş görürsünüz size bahşedilen bu güzellikler hatırına. Sanki ˝Bunca aheng içerisinde benim huzursuzluk çıkarmam da neyin nesi?˝ der gibi sağınızda solunuzda gördüğünüz olumsuzluklara bir tebessümle karşılık vererek, ‘’Bu da geçer ya hu.’’ deyip hoşgörürsünüz her şeyi. Ayrı bir sürurun ve huzurun bedeninizi kapladığını bütün benliğinizle hisseder, hep bu baharların olmasını dilersiniz yaratıcıdan. Her yer sizi bağrına basmak isterken, baharın hiç geçmemesini dilersiniz bu mutluluğun verdiği sevinç ve neşeyle.  Ne güzel günlermiş o günler derken bile çiçek çiçek bahar dökülür içinize.
Sabahları ayrı güzel olur memleketimin her tarafında, güneşin ilk ışıklarıyla birlikte, tabiattaki bu kıpırdanmaya çocuk sesleri de eşlik etmeye başladı mı, ayrı bir güzellik size merhaba der bu topraklarda. Sabahın erken saatlerinde evlerden çıkan çocuklar, tabiatın güzelliklerini yaşamanın verdiği mutluluk ve sürurla akşamlara kadar güler, oynarlar. Sanki bir harsetin rövanşını yakalamanın hazzıyla yeni başlayan güne merhaba derler. Yüzlerindeki sevinç, mutluluk ışıltıları zamanla güneşin esmerleştirdiği yanaklarında ayrı bir tebessümün rengini alıverir. Tabiatla bir alaka kurmanın, bir yakınlığın izi oluverir çizgi çizgi yüzlerinde. Oyunların, eğlenmenin sonu gelmez artık bu topraklarda. Nasıl geçer günler bilemezler baharın koynunda. Derken yaz ayrı bir tat katar hayatlarına. Güneşe, sıcağa mihriban olmamın verdiği ülfet, bu mevsimin de hiç geçmeyeceği düşücesini, gayri ihtiyari, kulaklarına fısıldayıverir tabiatın koynunda. Hiç geçmez sanırlar memleketimin çocukları yaz mevsimini. O günler gelirken yâdıma, çocukluğum bir bir geçer gözümün önünden, gözlerimin nemlendiğini hissederim. Nasıl koşardık, dağ bayır, yorulma bilmeden, akşam olmasa, hele annelerimizin ‘’Akşam oldu!’’ nidası duyulmasa hani eve döneceğimiz de yoktu dışarıdan.

 O zaman günlerimiz endişeden uzak, korkudan berî idi. Herşey ayrı bir güzeldi o günlerin ufuklarında. Düşünce sâfî, duygu dupduru, ahde vefa tam. En kötü düşmalık, kavga, bir ilkbahar yağmuru gibi gelip geçiverirdi hemen. Ömrümüzün baharını hatırlarken bunları da düşünemeden edemedim. Sanki hey gidi günler, diye hayıflanırken zamanın nice güzellikleri alıp götürdüğüne takıldı aklım. Gözümün önünden çocukluğum gelip geçiverdi bir sinama şeridi gibi. Geçmişime üzülürken, bu günlerin de elbet bir gün mazi olacak diye düşünmekten kendimi alamadım. Hafızamın derinliklerinden gelen düşünce seline elimde olmayarak kapılıp gittim. Hoyratça bir meydan okuyuşun hayal âlemimde şekillenmesine mani olamazken, yorulma nedir bilmediğimiz günleri hatırladıkça, o günleri geride bırakmanın elemi gözlerimi nemlendiriverdi.  Sanki ilkbahar bulutları gibi gözlerim yüklü yüklü olup dalıverdi eski hatıralarıma. Endişenin olmadığı, kaygının kol gezmediği, ümitsizliğin ne anlama geldiğini bilmediğimiz o zaman dilimine yolculuk ettim. Güneşin batışıyla birlikte. Hayal de olsa ne dersiniz bir kez daha ziyaret etmeye değmez mi o güzel günleri?

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder