Yine akşam oluyor
gurbetin ufuklarında. Güneş, nazenin bir sevgili edasıyla terk ederken gurbet tepelerini,
ince bir sızı kaplayıveriyor yüreğimi. Tüllenen bu yamaçlardan güneş, sanki
içimden birşeyler söküp götüren gizli bir el gibi kayboluveriyor. Bu veda ile
birlikte karanlık, perdesini hece hece gökyüzüne çekiyor.
Güneşin
batışıyla birlikte geçen günlerimi hatırlıyorum bir bir. Günlerin, sanki, beni
bir yere ulaştırmak istercesine birbirini kovalmasına takılıyor aklım, güneşin gurûbuyla,
içim cız ederken, mazideki günlerimi düşünüp arkasından hayıflanıyorum.
Bütün
benliğimle geçmişe dalıyorum. Memleketimi, memleketimin baharlarını, kışlarını,
yazlarını, ırmaklarını, güllerini beynimdeki hayal ekranından izlerken,
çocukluğum geliyor aklıma. Gözümün önünden ilkbaharın memleketimi ziyaret
ettiği günler geçiyor bir bir. Karlar kalkıyor, kış mevsimi istenilmeyen bir ziyaretçi
edasıyla uğurlanırken, yağmurlar bulut bulut ziyaret ediyor memleketimi. Arılar
güneşin ilk şualarıyla merhaba derken yeni güne, çiçeklerin, arıların gelmesini
bekleyen sevgililer gibi süzülmesine takılıyor hayallerim. Böceklerden karıncalara
kadar, tabiatın daimi sakinleri, bir bestenin parçası olma neşvesiyle her
tarafta aheng oluşturmuş baharı karşılıyor bu topraklarda.
Toprak,
sanki derin bir nefes alırcasına, yerdeki son yağmur tanelerini de, bir emanetçi edasıyla göğe uğurlarken, ortalığı ayrı bir koku kaplıyor bu mevsimde. Her
taraf ayrı bir güzellik sergiliyor, bu güzel misafir hatırına. Güneşin ışıkları
yamaçlara vurmuş, buhar buhar yerdeki yağmurlardan kalan son katreler de
uzaklaşırken topraktan hasretin türküsü göklere tütüyor. Koyun, kuzu sesleri
yamaçlarda birbirine karışmış. Koyunundan kuzusuna, kelebeğinden kuşlarına kadar,
bütün canlılar, yeni gelen bahar misafirine hoş-âmedî etmenin sevincini
yaşarken, içimden gayriihtiyarî bir kıpırdanmanın kalbime vuran ritmini hissediyorum.
Ağaçlar da bîgâne kalmıyor bu hoş misafirin gelişine. Onlar da tomurcuk
tomurcuk çiçeklerini buket yapıp hoş geldin edasıyla karşılarken bu güzel
mevsimi; güneyden akşam vakti yüzlere tebessüm eden rüzgâr, üfül üfül eserek içimizdeki
mutluğuluğu ziyadeleştiriyor. Yeni açan yapraklar da karşılıksız kalmıyor, rüzgârın
selamına. Onlar da aynı içtenlikle cevap veriyor, akşamın huzur ve güven telkin
eden konuğuna.
Yaprakların
sevinci ortalığa hafif bir fısıltı şeklinde yayılırken, kuşların orkestradaki
yerini alması geçikmiyor bu güzel bahar akşamında. Hep bir ağızdan usta bir bir
şefin yönetiminde, her taraf, adeta, büyük bir bestecinin bestesini terennüm
etmenin mutluluğunu sergilerken koca meydanlarda, bu latif manzara insanların
yüzlerinde ince bir tebessüm şeklinde tezahür ediyor bu diyarda. Hele gece olup,
ortalıkta, çocuk seslerinin, koyun, kuzu seslerinin dindiği bir vakitte,
tabiatın sessizliğinde çekirgelerin koroyu devralması yok mu? Bu ses de ayrı
bir renk katıverir yurdumun bu güzel köşesine...
Hava ılık,
ortalık alabildiğine sessiz, gökte ay gülümsemekte. Ağaçlar, otlar nazlı nazlı
sallanırken bu bezmde, çekirge sesleri ateş böcekleri bir başka güzellik katmak
için yerini alıyor bu tabloda. Ay, ışığını çömertçe lutfederken yeryüzüne,
yıldızlar taa uzaklardan hafifçe bir göz kırpıverir bu diyarın sakinlerine.
Sabaha kadar
öten börtü böcek gecenin geçmesine, adeta, üzülür gibi name name yakar türkülerini.
Sabah ayrı bir güzel olur baharda memleketim. Seherin ilk demlerinde, güneş
tabiata tebesümlerini göndermeden evvel, serin bir hava hafiften yüzünüze bir
buse kondururken, içinize çektiğiniz havayı bütün varlığınızla hisseder, ayrı
bir mutluluğun vücudunuzu kapladığına bu mevsimin her sabahında defalarca şahid
olursunuz.
Tabiatın
bağrında size sunulan bu güzelliklerle güne başlarken, her şeyi hoş görürsünüz
size bahşedilen bu güzellikler hatırına. Sanki ˝Bunca aheng içerisinde benim
huzursuzluk çıkarmam da neyin nesi?˝ der gibi sağınızda solunuzda gördüğünüz
olumsuzluklara bir tebessümle karşılık vererek, ‘’Bu da geçer ya hu.’’ deyip hoşgörürsünüz
her şeyi. Ayrı bir sürurun ve huzurun bedeninizi kapladığını bütün benliğinizle
hisseder, hep bu baharların olmasını dilersiniz yaratıcıdan. Her yer sizi
bağrına basmak isterken, baharın hiç geçmemesini dilersiniz bu mutluluğun
verdiği sevinç ve neşeyle. Ne güzel
günlermiş o günler derken bile çiçek çiçek bahar dökülür içinize.
Sabahları ayrı
güzel olur memleketimin her tarafında, güneşin ilk ışıklarıyla birlikte,
tabiattaki bu kıpırdanmaya çocuk sesleri de eşlik etmeye başladı mı, ayrı bir
güzellik size merhaba der bu topraklarda. Sabahın erken saatlerinde evlerden
çıkan çocuklar, tabiatın güzelliklerini yaşamanın verdiği mutluluk ve sürurla
akşamlara kadar güler, oynarlar. Sanki bir harsetin rövanşını yakalamanın
hazzıyla yeni başlayan güne merhaba derler. Yüzlerindeki sevinç, mutluluk
ışıltıları zamanla güneşin esmerleştirdiği yanaklarında ayrı bir tebessümün
rengini alıverir. Tabiatla bir alaka kurmanın, bir yakınlığın izi oluverir
çizgi çizgi yüzlerinde. Oyunların, eğlenmenin sonu gelmez artık bu topraklarda.
Nasıl geçer günler bilemezler baharın koynunda. Derken yaz ayrı bir tat katar
hayatlarına. Güneşe, sıcağa mihriban olmamın verdiği ülfet, bu mevsimin de hiç
geçmeyeceği düşücesini, gayri ihtiyari, kulaklarına fısıldayıverir tabiatın
koynunda. Hiç geçmez sanırlar memleketimin çocukları yaz mevsimini. O günler
gelirken yâdıma, çocukluğum bir bir geçer gözümün önünden, gözlerimin
nemlendiğini hissederim. Nasıl koşardık, dağ bayır, yorulma bilmeden, akşam
olmasa, hele annelerimizin ‘’Akşam oldu!’’ nidası duyulmasa hani eve döneceğimiz
de yoktu dışarıdan.
O zaman günlerimiz endişeden uzak, korkudan
berî idi. Herşey ayrı bir güzeldi o günlerin ufuklarında. Düşünce sâfî, duygu
dupduru, ahde vefa tam. En kötü düşmalık, kavga, bir ilkbahar yağmuru gibi
gelip geçiverirdi hemen. Ömrümüzün baharını hatırlarken bunları da düşünemeden
edemedim. Sanki hey gidi günler, diye hayıflanırken zamanın nice güzellikleri
alıp götürdüğüne takıldı aklım. Gözümün önünden çocukluğum gelip geçiverdi bir
sinama şeridi gibi. Geçmişime üzülürken, bu günlerin de elbet bir gün mazi
olacak diye düşünmekten kendimi alamadım. Hafızamın derinliklerinden gelen
düşünce seline elimde olmayarak kapılıp gittim. Hoyratça bir meydan okuyuşun hayal
âlemimde şekillenmesine mani olamazken, yorulma nedir bilmediğimiz günleri
hatırladıkça, o günleri geride bırakmanın elemi gözlerimi nemlendiriverdi. Sanki ilkbahar bulutları gibi gözlerim yüklü yüklü
olup dalıverdi eski hatıralarıma. Endişenin olmadığı, kaygının kol gezmediği,
ümitsizliğin ne anlama geldiğini bilmediğimiz o zaman dilimine yolculuk ettim. Güneşin
batışıyla birlikte. Hayal de olsa ne dersiniz bir kez daha ziyaret etmeye
değmez mi o güzel günleri?

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder