Azerbaycan’da yaşamak bir sevdadır. Gönülleri cezbeden, gizli gizli
kendisine bağlayan bir sevda... Pervaneyi ateşe medyun eden aşkın izleri vardır
bu sevdada. Bu sevdanın mayası Fuzuli’nin mısralarında, tarın tellerinde
terennüm bulur. Hüseyin Cavitlerin, Ahmet Cevatların, Bahtiyar Vahabzade’nin
mısralarındaki kelimelerde gizlidir bu sevdanın izleri.
Azerbaycan’a kadem basan her
Türkiyeliden duyabilirsiniz bu sevdanın hikâyesini. Birkaç seneliğine bu ülkeye
gelen birçok Türkiyelinin on on iki yılını Azerbaycan’da tamamladığını sohbet
aralarında tebessümle şahit olursunuz. Türk insanının bu güzel ülkeye kısa
sürede gönül bağlanmasının sebepleri tarihin sayfalarında yatar.
Aynı dili konuşan aynı
dine müntesip olan tarihi bağlarla birbirine bağlanan iki ülke arasındaki ortak
değerler Anadolu insanının kısa sürede Azerbaycan halkıyla kaynaşmasına vesile
olur.
Ağladığımız, güldüğümüz
kareler aynı olunca sözü edilen muhabbetin de hâsıl olması kaçınılmaz oluyor.
Azerbaycanlı özellikle de yaşlı insanlarla sohbete başlayıp söz iki kardeş
ülkenin dostluğuna gelince tarihin farklı sayfalarında cereyan eden olayların
bu muhabbete mayedarlık ettiği görülür.
1918 yılında Azerbaycan’da
birçok yerleşim yerini yerle bir eden, yuvaları tarumar eden, insanların
kalbine köz düşüren düşmanlar ülke insanına acımasızca katletmeye
başladıklarında Türkiye’den yardım eli kardeşlerine uzatılır. Türkiye burada
yaşanan zulme bigane kalamaz, aslında 1918’lerde Türkiye’nin durumu da hiç iç
açıcı değildir. Anadolu insanı Balkan savaşlarında, Trablusgarp Savaşında,
Birinci Dünya Savaşında ve Çanakkale Savaşlarında gencecik fidanlarını yurduna
kurban verir. Binlerce ailede hüzün vardır o tarihlerde. Cephelerden gelen
şehit haberleri köz gibi düşer Anadolu insanının yüreğine. Anadolu’yu kavuran
bu savaşlar Azerbaycan’a yardım elini uzatmasını engelleyemez bilakis
Azerbaycan halkının halini Türk halkı daha iyi derk eder.
Bir orduyla Azerbaycanlı
kardeşlerinin imdat çığlıklarına ses verir Anadolu. Bu sesin yankılarının
aynısını nitekim Türk insanı Çanakkale’de tarihin önünde yedi düvele karşı
durduğunda Azerbaycan’dan gelen yardımda görür. Bugün Çanakkale’de şehit olan
askerlerin anısına yapılan mezar taşlarına baktığınızda ²Mehmet Oğlu Mehmet Türkiye², ²Mehmet Oğlu Mehmet Azerbaycan² künyelerinin yan yana omuz omuza durmaları
ziyaretçilere bir destanın, bir sevdanın geçmişini kulaklarına fısıldamaktadır.
Çanakkale önlerinde Türk
insanının, şairin, kimi yamyam kimi Hindu kimi bilmem ne bela diye nitelendirdiği
yedi iklimin insana karşı ayağa kalktığında Azerbaycan’da aksi seda bulur bu
başkaldırışın yankıları. O gün binlerce insan elinde avucunda olan tasarrufunu
kardeşlerine gönderirler. Bakü’de insanlar Türkiye’ye yardım için seferber olur.
Anadolu’yu yakan ateş Azerbaycanlı kardeşlerini de içine almıştır. O gün herkes
yardım için zengin fakir yollara dökülür. Birikimlerini şehrin muhtelif
yerlerinde yardım için seferber olan insanlara getirirler. O gün herkesin
yüreği aynı heyecanla atar. Kardeşin darda kalmasının vermiş olduğu acının
yankısıdır bu yürek dövüntüleri. Yardımlar toplanır o gün Bakü’de. Anadolu
insanı için yardıma gelen bir dilenci herkesin dikkatini çeker. Aslında kendisi
de yardıma muhtaçtır. Ama o kardeşlerinin ihtiyacını kendi ihtiyacından yüce
tutar. O gün topladığı paraları Anadolu’ya gönderilmek üzere yetkililere verir.
Herkesi duygulandırır dilencilerin yapmış olduğu bu fedakâr davranış.
Kardeşliğin, muhabbetin bir numunesidir bu hasbi hareket. Sözü edilen tarihi
olayda gizlidir insanların en değerli varlığın canını vermek için kilometrelerce
uzakta gidip kardeşleri için can vermesi.
Bahsedilen duygusal
hareketleri kardeş ülkelerin sıkıntıya düştüğü her devirde görmek mümkündür. 1999
Marmara depremiyle sarsılan Türkiye’nin yanında olan Azerbaycan halkı, dost
elini ülkemize uzatmıştır. Bu depremde birçok insanı olduğu gibi Vahabzade’yi
de duygulandıran bir olay yaşanır.
Bahtiyar Vahazade’nin şahit olduğu, dostluğun ve kardeşliğin en güzel
misalini gösteren hadise şöyledir: Türkiye’de deprem olduğunu duyan Azerbaycan
halkı Türkiye’ye yardım için seferber olur. Ahmetli kasabasından gelen ihtiyar,
eline tutuşturduğu on bin manatı, yaklaşık iki dolar, görevli şahsa uzatır,
orada bulunan vazifeli, yaşlı vatandaşın durumundan kendisinin de yardıma
muhtaç birisi olduğunu anlar ve:
-Bu parayı sen kendin için kullansan senin de ihtiyacın
vardır, der.
İhtiyar da:
-Benden önce orada, Türkiye’de kardeşlerim zor durumda, az da olsa bu parayı onlara ulaştırın,
cevabını verir.
Buna benzer hadiselerin
sayısını artırmak mümkündür. Velhasıl Türkiye insanını Azerbaycan’a; Azerbaycan
halkını da Türkiye’ye bağlayan sır sözünü ettiğimiz fedakarane hadiselerin
arkasında gizlidir.

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder