Translate

28 Mart 2015 Cumartesi

Azerbaycan'da Yaşamak

            
              Azerbaycan’da yaşamak bir sevdadır. Gönülleri cezbeden, gizli gizli kendisine bağlayan bir sevda... Pervaneyi ateşe medyun eden aşkın izleri vardır bu sevdada. Bu sevdanın mayası Fuzuli’nin mısralarında, tarın tellerinde terennüm bulur. Hüseyin Cavitlerin, Ahmet Cevatların, Bahtiyar Vahabzade’nin mısralarındaki kelimelerde gizlidir bu sevdanın izleri.  
            Azerbaycan’a kadem basan her Türkiyeliden duyabilirsiniz bu sevdanın hikâyesini. Birkaç seneliğine bu ülkeye gelen birçok Türkiyelinin on on iki yılını Azerbaycan’da tamamladığını sohbet aralarında tebessümle şahit olursunuz. Türk insanının bu güzel ülkeye kısa sürede gönül bağlanmasının sebepleri tarihin sayfalarında yatar.
            Aynı dili konuşan aynı dine müntesip olan tarihi bağlarla birbirine bağlanan iki ülke arasındaki ortak değerler Anadolu insanının kısa sürede Azerbaycan halkıyla kaynaşmasına vesile olur.
            Ağladığımız, güldüğümüz kareler aynı olunca sözü edilen muhabbetin de hâsıl olması kaçınılmaz oluyor. Azerbaycanlı özellikle de yaşlı insanlarla sohbete başlayıp söz iki kardeş ülkenin dostluğuna gelince tarihin farklı sayfalarında cereyan eden olayların bu muhabbete mayedarlık ettiği görülür.
            1918 yılında Azerbaycan’da birçok yerleşim yerini yerle bir eden, yuvaları tarumar eden, insanların kalbine köz düşüren düşmanlar ülke insanına acımasızca katletmeye başladıklarında Türkiye’den yardım eli kardeşlerine uzatılır. Türkiye burada yaşanan zulme bigane kalamaz, aslında 1918’lerde Türkiye’nin durumu da hiç iç açıcı değildir. Anadolu insanı Balkan savaşlarında, Trablusgarp Savaşında, Birinci Dünya Savaşında ve Çanakkale Savaşlarında gencecik fidanlarını yurduna kurban verir. Binlerce ailede hüzün vardır o tarihlerde. Cephelerden gelen şehit haberleri köz gibi düşer Anadolu insanının yüreğine. Anadolu’yu kavuran bu savaşlar Azerbaycan’a yardım elini uzatmasını engelleyemez bilakis Azerbaycan halkının halini Türk halkı daha iyi derk eder.
            Bir orduyla Azerbaycanlı kardeşlerinin imdat çığlıklarına ses verir Anadolu. Bu sesin yankılarının aynısını nitekim Türk insanı Çanakkale’de tarihin önünde yedi düvele karşı durduğunda Azerbaycan’dan gelen yardımda görür. Bugün Çanakkale’de şehit olan askerlerin anısına yapılan mezar taşlarına baktığınızda ²Mehmet Oğlu Mehmet Türkiye², ²Mehmet Oğlu Mehmet Azerbaycan² künyelerinin yan yana omuz omuza durmaları ziyaretçilere bir destanın, bir sevdanın geçmişini kulaklarına fısıldamaktadır.
            Çanakkale önlerinde Türk insanının, şairin, kimi yamyam kimi Hindu kimi bilmem ne bela diye nitelendirdiği yedi iklimin insana karşı ayağa kalktığında Azerbaycan’da aksi seda bulur bu başkaldırışın yankıları. O gün binlerce insan elinde avucunda olan tasarrufunu kardeşlerine gönderirler. Bakü’de insanlar Türkiye’ye yardım için seferber olur. Anadolu’yu yakan ateş Azerbaycanlı kardeşlerini de içine almıştır. O gün herkes yardım için zengin fakir yollara dökülür. Birikimlerini şehrin muhtelif yerlerinde yardım için seferber olan insanlara getirirler. O gün herkesin yüreği aynı heyecanla atar. Kardeşin darda kalmasının vermiş olduğu acının yankısıdır bu yürek dövüntüleri. Yardımlar toplanır o gün Bakü’de. Anadolu insanı için yardıma gelen bir dilenci herkesin dikkatini çeker. Aslında kendisi de yardıma muhtaçtır. Ama o kardeşlerinin ihtiyacını kendi ihtiyacından yüce tutar. O gün topladığı paraları Anadolu’ya gönderilmek üzere yetkililere verir. Herkesi duygulandırır dilencilerin yapmış olduğu bu fedakâr davranış. Kardeşliğin, muhabbetin bir numunesidir bu hasbi hareket. Sözü edilen tarihi olayda gizlidir insanların en değerli varlığın canını vermek için kilometrelerce uzakta gidip kardeşleri için can vermesi.
            Bahsedilen duygusal hareketleri kardeş ülkelerin sıkıntıya düştüğü her devirde görmek mümkündür. 1999 Marmara depremiyle sarsılan Türkiye’nin yanında olan Azerbaycan halkı, dost elini ülkemize uzatmıştır. Bu depremde birçok insanı olduğu gibi Vahabzade’yi de duygulandıran bir olay yaşanır.  Bahtiyar Vahazade’nin şahit olduğu, dostluğun ve kardeşliğin en güzel misalini gösteren hadise şöyledir: Türkiye’de deprem olduğunu duyan Azerbaycan halkı Türkiye’ye yardım için seferber olur. Ahmetli kasabasından gelen ihtiyar, eline tutuşturduğu on bin manatı, yaklaşık iki dolar, görevli şahsa uzatır, orada bulunan vazifeli, yaşlı vatandaşın durumundan kendisinin de yardıma muhtaç birisi olduğunu anlar ve:
-Bu parayı sen kendin için kullansan senin de ihtiyacın vardır, der.
 İhtiyar da:
-Benden önce orada, Türkiye’de kardeşlerim zor durumda,  az da olsa bu parayı onlara ulaştırın, cevabını verir.


            Buna benzer hadiselerin sayısını artırmak mümkündür. Velhasıl Türkiye insanını Azerbaycan’a; Azerbaycan halkını da Türkiye’ye bağlayan sır sözünü ettiğimiz fedakarane hadiselerin arkasında gizlidir. 

Hiç yorum yok :

Yorum Gönder