(http://journal.qu.edu.az/article_pdf/1037_475.pdf)
Kür ve Aras ırmakları
arasında bulunan Karabağ, Azerbaycan’ın en güzel yerlerindendir. Bu güzel belde,
sözü edilen yönüyle, Dicle ve Fırat ırmakları arasında yer alan eski Babil’le
benzerlik arz etmektedir. Ilıman iklime, zengin bitki örtüsüne sahip olan bölgede
hayat, taş devrinden beri aralıksız olarak devam edegelmiştir.[1]
Bölge,
İskitlerden beri Türklerin yaşadığı bir mekân olarak tarihteki yerini alırken,
havasının güzel olması, tabii güzelliklerinin diğer bölgelere
göre farklılık arz etmesi, bu vilayetin,
birçok Türk sultanı tarafından kışlak lolarak seçilmesinde etkili
olmuştur. Bundan dolayı Karabağ, İlhanlılar, Timurlular, Karakoyunlular
zamanında olduğu gibi Akkoyunlular döneminde de yerli meliklerin hüküm sürdüğü
bir belde olarak tarihteki yerini alır.[2]
Tabii
güzelliğinin yanında stratejik öneme de haiz olan Karabağ, tarihte, bölgedeki
güçlü devletlerin sürekli üzerinde mücadele ettikleri bir mekân olmuştur.
Kafkasların coğrafi konumu, Rusya ve İran için çok önemlidir. O dönemde, İranlı
komutanların ve Şah’ın düşüncesine göre Şuşa, fethedilmesi mümkün olmayan kale,
Güney Kafkasya’nın anahtarı; Ruslar için de bu şehir, İran'a açılan kapı olarak
telakki edilmekteydi. Bu bakımdan her iki devlet bölgeyi ele geçirmek için
askeri, siyasi ve diplomatik bütün yolları kendi çıkarları doğrultusunda
kullanırlar. Şayet, İran, Karabağ'da hâkimiyet kurabilirse, bütün Güney Kafkasya’yı
kendi etki alanına almış olacak, bu düşünceyi gerçekleştirdikleri takdirde
kendilerine Rusları bölgeden atabilme fırsatı doğacaktır. Aksi takdirde, Ruslar
bölgeye sahip olursa, değil Aras'ın kuzeyindeki hanlıklar için, bu durumda İran
için de büyük bir tehdit olacaktır. Bu hesaplaşmada Ruslar, İran'a göre askeri
açıdan daha güçlü olduklarından bölgede etkili olmaya başlarlar.[3]

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder