Translate

28 Mart 2015 Cumartesi

Savestki Sokakları



İlkbaharın, Bakü’ye merhaba dediği ilk günlerdi. Güneşin ilk ışıkları, bu güzel bahar sabahında hoş bir misafir gibi pencereye vurmaya başladığı demlerde, odada tatlı bir sıcaklık bütün bedenimizi sarmaya başladı. Yeryüzünü aydınlatan ilk şualarla birlikte, bu bahar sabahında bahçedeki kuşların cıvıltıları da sabahın erken saatinde üzerimizdeki mahmurluğu çabucak atmamızı kolaylaştırırken, ocağın üzerindeki çaydanlıktan çıkan buharlar, tatlı bir musiki namesi gibi mutfağa yayılıyordu. Çaydanlıktan üfül üfül havaya karışan buhar, sabahın ilk saatlerinde içimizi ısıtırken, kahvaltı hazırlıklarıyla başlayan yeni günde bizi tatlı bir telaş sarıverdi.
            Rüzgârların dövdüğü, küleklerin şehri Bakü’ye, ilkbaharın kadem bastığı, kıştan kalan soğuk günlerin pılını pırtısını toplayıp gitmeye hazırlandığı bu güzel günde, güneşin, insanın içine huzur veren ışıkları yeryüzünü cömertçe kaplarken, bahçede, bir anne nefesinin yumuşaklığında ve sıcaklığındaki rüzgârın, yüzümüze buseler kondurması baharın geldiğini tasdik ediyordu.
            Bu güzel bahar sabahında, goncaların her an açmak için hazır vaziyetleri, tomurcukların patlamaya ramak kalmış halleri, topraktan buhar buhar yağmur katrelerinin göğe yükselmesi, bahçedeki çiçeklerin bir derviş mahcubiyetinde boynunu büküp güneşe doğru yönelmeleri, güllerin taze açılmış yaprakları üzerindeki şebnemler bahara ayrı bir güzellik katıyordu.
            Kıştan kalan soğuk ve rüzgârlı hava yerini, güneşli ve ılık bir havaya bırakırken, yeni mevsime alışmamız daha kolay oluyor rüzgârların şehri Bakü’de.  Bu güzel bahar sabahında yeni bir güne başlamanın verdiği sürurla hazırlıklara başlıyorum. 
            Evdeki hazırlıklarımızı tamamladıktan sonra Bakü’nün eski sokakalarından üniversiteye doğru yol almaya başlıyorum. Sokakların canlandığı, birçok insanın işine yetişmek için sağa sola koşuştuğu sabahın erken saatlerinde, Bakü’de, adeta hayat yeniden başlıyor, dünya yeniden kuruluyor gibi bir hava hâkim. Bu manzaralar eşliğinde üniversiteye daha çabuk ulaşmak için sabahın erken saatlerinde ara sokaklara dalıyorum.
            Eski evler arasındaki yürüyüşümüz bize tatlı bir nostalji yaşatırken birçok insanın bu evlerden hayata veda ettiği gayriihtiyari beynimde zonklamaya başlıyor. Bunları düşünürken evlerin, yılların yorgunluğunu üzerinde taşıyan yaşlı bir insan misali duruşları dikkatten kaçmıyor. Özellikle, eski binaların yıkılmaya ramak kalmış halleri, ara sokaklardan geçen benim gibi birçok insanı endişeye sevk edebileceğini elimde olmadan düşünmeye başlıyorum. Dar sokaklarda yol alırken her kıvrımın sonunda yarı yıkılmış duvarların, rükûa eğilmiş çatılarının, insanı korkutmaya çalışan yaramaz çocukların duvar arkasından ²peh² der gibi duruşundan kendime hemen çeki düzen verme lüzumunu hissediyorum.
            Bu sokakların arasındaki inişli çıkışlı, patikaya benzeyen yollarda yürürken bir anda kendimi memleketimde hissediyorum. Evlerin eski oluşu, duvarlarından toprakların her an dökülmek üzere inişe geçmiş halleri, bana, memleketimi hatırlatırken, acaba diyorum, bu binalar dile gelse yüzyıllardır neler gördüğünü anlatmaya başlasa, kim bilir nice mutlu sonları, nice dramatik hadiseleri hikâye ederdi diye düşünmekte kendimi alamıyorum. Konuşup dile gelseler, eminim, yüzyıllardır bu coğrafyada gerçekleşen olayları heyecanla bize aktarırdı demekten kendimi alamazken, sokak aralarında evlerin durumuna göre şekil almış dar yollarda yürüyüşüm devam ediyor. Güneş ışınlarının her tarafı altın sarısı bir renge boyadığı bu saatlerinde evler arasında ilerlerken zihnimde düşünceler de daldan dala konan bir kuş misali oradan oraya atlıyor.
            Yürümekten zevk aldığımdan olsa gerek, yolun uzunluğunu bile fark edemiyorum. Bundan olacak ki, her bahar sabahında, uzun da olsa, yirmi yirmi beş dakikalık yolu katetmek bana zor gelmiyordu. Hem yürüyor hem de o günkü anlatacağım dersleri zihnimde tekrar ediyordum. Böylece sabah sporunu yaparken anlatacağım konulara da baharın bu güzel vaktinde son şeklini alıyordu.
            Gözümün önüne memleketimin baharları bir bir gelirken gayriihtiyarî iç geçirmeler de peşi sıra birbirini takip ediyor bu güzel bahar sabahında. ²Gurbette ne kadar ağır olurmuş memleketimin baharlarından uzak olmak.² diye hayıflanmaktan kendimi alamıyorum. Azerbaycan’da, insanların bize çok yakın olması bu diyarda omuzlarımızdaki gurbetin ağırlığını, bir nebze hafifletse de, ilkbaharın bu topraklara kadem bastığı bu demlerde, memleketi düşünmemek, memleket hatıralarını yâd etmemek ne mümkün.
            Bütün bunlara rağmen kanı bir, dili bir, dini bir Azerbaycan’lı kardeşlerimizin olduğu bir yerde hizmet etmek, buradaki insanlarla ortak değerlerimizi tekrar paylaşmak ne güzel diye düşünüyor, kardeşliğin dostluğun iyi günde kötü günde beraber olmanın gerektiği beynimde fevaran ederken rahatlayıveriyorum. Yoksa bize ders kitaplarında yıllardır, okutulan "Orada bir köy var uzakta gitmesek de gelmesek de o köy bizim köyümüzdür." dizelerinde olduğu gibi bir dostluk anlayışının satırlarda kaldığı, icraata dökülmediği bir anlayışla nereye varılabilirdi, düşüncesi omuzumuzdaki gurbetin yükünü hafifletmeye yetiyor da artıyor bile bu bahar sabahında.
            Bunları düşünürken baharın hafiften içimizi ısıtmaya başladığı şu günlerde duygu ve düşüncelerimiz de mevsimin güzelliğine göre şekillenmeye başlıyor. Bu güzel bahar gününde tabiatın uyanmaya başladığı, dışarısının insanları cezbettiği demlerde, bu mevsimin verdiği sürurla birlikte hayallerimiz de zenginleşmeye başlıyor. Önümüzdeki uzun bir dönem için zihnimde planlar yapmaya başlıyorum. Bir taraftan derslerimi verirken diğer taraftan da o yıl yapacağım çalışmaları sıralıyorum hayalimde. Her ne kadar hayal âleminde bu çalışmaları bir bir sıralasam da gerçek âlemde tabii ki bunların vücut bulması o kadar kolay olmayacak.       Hayalimden o yıl gireceğim kpds sınavı için hazırlık yapıyorum. Bu imtihana girdikten sonra doktora sınavlarına rahat girebileceğim aklıma geliyor. Bu sorunu o kadar kolay hallediyorum ki zihnimde, hayalimde çözdüğüm bu problem beni rahatlatıveriyor.
            Bu durumdan memnun olmalıyım ki, hayallerimin önüne geçemiyor devam ediyorum. Önümüzdeki yıl doktora derslerini alıyor, yeterlilik sınavını da bir çırpıda verip teze bile başlıyorum. Tez de kolayca bitiveriyor tabii ki bu süratle. Nasıl olsa bu düşüncelerimin önüne geçen hiçbir engel yok. Önüme gelen bütün engelleri bir bir aşıyorum hayal âleminde.
            Tabii ki bunlarla kalmıyor muhayyilemdeki meseleler, yol uzun kimsenin de mani olmadığına göre… Tezi bitirmişim bile. Bu defa da hazırlamayı düşündüğüm kitaplar bir bir gözümün önüne geliyor, onları da tamamlıyorum aynı aşk ve şevkle. Kitapların hazırlanması da bir çırpıda zihnimde gerçekleşiveriyor.
            Hayal bu ya, gerçekleşmese de, kurmamızda bir beis olmadığına göre devam ediyorum. Memleketim aklıma geliyor bu defa. Yazın evime döndüğümde annem ve babamla ilk karşılaştığımız sahneyi kurgulayınca, mutluluğum, adeta sihirli bir değnekle ziyadeleşiveriyor.      
            Bu hayallerle yol almaya devam ederken uzun bir sokak arasından sonra bir meydana çıkıyor yolumun sonu. Bir kuş misali daldan dala konan hayallerim dur durak bilmiyor. Bunları düşünürken sabahın erken saatlerinde bir evin önünde toplanmış bulunan insanlara gözüm ilişiyor. Sabahın ilk saatlerinde bu kalabalığın sebebi nedir diye düşünmeye başladığım sırada, insanların arasında siyah örtülü bir tabutun olduğunu farketmem geçikmiyor. Tabuta, kalabalığa yaklaşınca bir anda ayaklarım yere basıyor adeta. İnsanların yüzlerinde ölümün gerçek yüzünü aksettiren ifadeler hemen fark ediliyor. Baharın ilk günlerinde son yolculuğa hazırlanan ismini bile bilmediğim; ama bu haliyle ciltlerce kitabın bile anlatamayacağı bir hakikati çok kısa bir sürede kulağımıza fısıldayan merhume, bizi tekrar gerçek âleme davet ediyor. Bu manzarayla birlikte, adeta, ayaklarım yere basıyor.   
            Bunca insanın bir araya toplanıp fani âlemden baki âleme yolculuk için hazır bulunmaları içimde fırtınaların kopmasına yetiyor haliyle. Bu manzara karşısında adeta kendime gelirken bir kez daha hayatın gerçekleriyle yüzleşmenin verdiği duygularla yoluma devam ediyorum.
            Siyah örtülü tabut zihnimde bıraktığı tesirle, biraz önceki hayallerime koskoca bir virgül korken, bu hülyaları neş vü nema bulacağı başka baharlara saklıyorum elimde olmayarak. İster istemez aklıma ebediyete yolcu edilen, ismini bilmediğim bir fâninin durumu kulağıma "Bu âlemde hoş bir seda bırakabilirsen ne mutlu." diye fısıldayıveriyor.  O gün akşama kadar kalbimdeki burukluğun yüzüme yansımış halini benimle konuşanların yüzlerine yansıyan ifadelerde seziyor, içimdeki farklı düşüncelerin karşılaşmasının vermiş olduğu hisle akşama kadar etrafımdaki her şeye fani gözüyle bakmaya başlıyorum. Ağzımın tadını kaçıran hayatın gerçeği ölüm, beni, o gün farklı bir âleme alıp götürürken binlerce sultanın padişahın herşeyini geride bırakıp gitmesini aklıma getiriyor.
            Hayallerimi sekteye uğratan bu olayla birlikte kendime gelirken, kulaklarımda dünyanın geçici olduğu, bir gölgelik misali terkedileceği sözleri geliyor. Kendime çeki düzen verme lüzumunu hissediyorum.



Hiç yorum yok :

Yorum Gönder