(Türk Edebiyatı, No: 398, 2000)
Vahabzade ile 1999 yılı sonbaharında tanışma şerefine nail oldum. Şiirlerini Türkiye Türkçesi’ne aktarmak için kendisiyle uzun süre teşrikimesai ettik. Bir okuyucusu olarak zat-ı âlilerini uzaktan
tanıdığım şairi ilk defa yakından görecektim. Şoförü bizi evine götürdü. Şair,
bizi kapıda karşıladı. Onu, ilk defa gördüğümde, kendisinin, Necip Fazıl’a çok
benzediğini söylediğimde, bunu ilk söyleyenin benim olmadığımı ifade etti. İlk günlerde
şiirlerini aktarmaktan ziyade kendisiyle sohbet ettik. Şiirlerini Türkiyeli bir
okurun anlayıp istifade edebileceği bir kıvama getirmek için Türkiye Türkçesi’ne
aktarmaya başladık.
Doğrusu şiirlerini Türkiye
Türkçesine aktarmak hiç zor olmuyordu. Çok yakından tanıma fırsatını elde
ettiğim şair, kitabına alacağı şiirleri önceden seçiyor daha sonra da beraberce
hece ölçüsü bozulmadan Türkiyeli birisinin rahatça anlayacağı kıvama
getiriyorduk. Bu sırada şiirin yazılış hikâyesini de öğreniyorduk. Her bir
şiirin sebeb-i vücudunu kendi ağzından dinledikten sonra hangi kelimenin nereye
konacağı daha kolay ve zevkli bir hal alıyordu. Böylece
verilmek istenilen mesajla seçilen kelimelerin de uygun olmasına gayret
ediyorduk.
Bazen de herhangi bir şiirini bizim
okumamızı ve yorumlamamızı istiyor. Okuduğumuz şiirden ne anladığımızı merak
ediyordu. Bu şekilde şair duygu ve düşüncesinin okuyucu tarfından nasıl algılandığını da test
ediyordu. Bu şekilde şiirlerini yorumladığımızda bazen tebessümle, ²Allah Allah ben neler düşünüyormuşum.² diye şaka-vari espiriler yapıyordu.
Bu şekilde çalışmamız uzun süre
devam etti. Yer yer şairin hatıralarını bu sırada dinleme imkanı elde ettik. Şair
bu hatıraları dile getirirken bazen sesi yükseliyor, heyecanlanıyor bazan de
gözyaşlarına hakim olamıyordu. Karşımda bir asra yakın hayat sürmüş, uzun ve
sıkıntılı bir dönemi iliklerine kadar yaşamış birisinin olması bize ayrı bir
heyacan veriyordu. Bu hatıraların bazılarında şairin bir dönemde çekmiş olduğu
sıkıntılar gözler önüne seriliyordu. Onun hatıralarında yaklaşık bir asrın hülasasını
görmek mümkündür. Bu hatırlarda bazen hasretin burukluğu insanı hüzne boğar,
bazen tehlikeli bir anın verdiği korku insanı ürpertirken, bazen de geçmişin
sayfalarına gömülen onurlu bir başkaldırış insanı gururlandırır...

Hiç yorum yok :
Yorum Gönder